“Gerçek insanlardan çok ChatGPT ile konuşuyorum.” Geçenlerde internette böyle bir gönderiye denk geldim. Çarpıcıydı.
Ama biliyoruz ki bu durum yapay zeka çağında birçok insanın gerçeği. Kimileri ChatGPT’yi terapist gibi kullanıyor, kimileri kişisel asistan olarak, kimileri de dert ortağı olarak.
Peki ChatGPT ile bu kadar konuşmak bizi nasıl etkiliyor? Gerçeklikle ilişkimizi kimliğimizi ve benlik işlevlerimizi…
Bu soruları yanıtlamadan önce, iki temel soruya bakmamız gerekiyor:
Ben Kimim?
Psikolojinin merkezinde kimlik sorusu vardır. Benlik, kendilik, ego, kişilik… Farklı kavramlarla ifade etsek de hepsi aynı temel soruyu işaret eder: Ben kimim?
Kimlik, hem kendimizi nasıl gördüğümüzle hem de başkalarının bizi nasıl gördüğüyle yakından ilişkilidir. En genel anlamda kimliğimizi şu unsurlar oluşturur:
- Benlik algımız ve öz-farkındalığımız
- Cinsiyet ve kültürel kimliğimiz
- Ait olduğumuz gruplar
- Mesleğimiz, rollerimiz
- Mizaç ve kişilik özelliklerimiz
Bunların yanında benlik işlevlerimiz vardır: gerçeklik testi, dürtü denetimi, düşünme ve yargılama, problem çözme, duygu düzenleme, öz düzenleme, içgörü, ilişkilenme, uyum sağlama…
Bu zemin üzerinden yapay zeka ile kurulan ilişkiye bakalım.
Kimle Konuşuyorum?
Yapay zeka, bilgisayarların veya makinelerin öğrenme, akıl yürütme, problem çözme, karar verme, dili anlama ve uyum sağlama gibi insan benzeri zihinsel süreçleri gerçekleştirebilmesini amaçlayan yazılım ve donanım sistemleridir.
Ama yapay zeka ile konuşurken tekrar düşünmeli: Karşımda kim var?
Antropomorfizm: İnsan Özellikleri Atfetme
Antropomorfizm, insan dışı varlıklara insan özellikleri atfetmektir. Yapay zekada bu sadece bilişsel özelliklerle sınırlı değil; duygusal özellikler de söz konusu: empati, duygu tanıma, duygu düzenleme.
ChatGPT’yi düşünün:
- Metin üretirken doğal, akıcı, diyalog tarzında konuşur
- Kullanıcılarda insan benzeri bir etkileşim hissi yaratır
- Empati dili kullanabilir, duygusal tonunu ayarlayabilir
- Karmaşık düşünme örüntülerini taklit edebilir
Ama gerçekte yapay zeka hiçbir şey hissetmiyor. Sadece dil örüntülerini taklit ediyor.
Yapay Zeka Nasıl Tasarlanıyor?
Yapay zeka, yalnızca teknik bir araç değil. Kullanıcıların kimlik, ihtiyaç, tercih ve alışkanlıklarını dikkate alarak tasarlanıyor.
Amaç: Kullanıcı deneyimini geliştirmek, memnuniyeti ve kullanım sıklığını artırmak.
Tasarım sürecinin kalbinde şu sorular yer alıyor:
- İnsan benzeri görünüm mü daha çekici?
- Sesinin olması gerekir mi?
- Hangi duygusal ve bilişsel özellikleri taşımalı?
- Cinsiyetli mi, cinsiyetsiz mi olmalı?
Tekinsiz Vadi: İnsan Gibi Ama Değil
Freud’un “Tekinsiz” Kavramı
Freud, 1919’da “Das Unheimlich” (Tekinsiz) adlı makalesinde önemli bir kavram ortaya koyar: Tanıdık olan bir şeyin birden yabancı, rahatsız edici ve korkutucu hale gelmesi. Yani, bir şeyin hem tanıdık hem de yabancı olması duygusu.
Mori’nin “Tekinsiz Vadi” Kavramı
1970’lerde Japon robot bilimci Masahiro Mori, Freud’un bu kavramından yola çıkarak “Uncanny Valley” (Tekinsiz Vadi) kavramını ortaya atar.
Robot veya animasyon karakterleri insan gibi görünmeye başladıkça onlara karşı daha çok sempati duyarız. Ancak belirli bir noktada (insana çok benzedikleri ama tam olarak insan olmadıkları) rahatsız edici bir hal alır.
Bu bir grafiğe yerleştirildiğinde, insan benzerliği arttıkça sempati yükselir ama bu tam bir insana yakın noktalara yaklaştıkça düşüş eğilimi gösterir ve bir vadi şekli oluşur.
Örnekler: Göz kırpmayan robotlar, mimiksiz yüz ifadeleri, dijital sesler.
Güncel Durum: Artık Tekinsiz Değil mi?
Ancak daha güncel çalışmalar ilginç bir şey söylüyor: Dış görünüş, isim, ses ve yanıt içeriği açısından yüksek antropomorfizm gösteren yapay zeka araçları artık daha fazla pozitif tutumla karşılanıyor.
Yani artık “tekinsiz vadi” değil, daha “tanıdık”.
Peki bu tanıdıklık iyi mi?
Dijital Öteki ve Yansıtıcı İşlev
Psikodinamik kuramda “öteki”, bireyin kendisi dışındaki kişi veya kişilerdir. Benliğin gelişiminde ötekinin rolü kritiktir. Benlik, öteki ile etkileşim yoluyla şekillenir.
Yansıtıcı İşlev Nedir?
Yansıtıcı işlev (Reflective Function, Fonagy ve ark., 2002), bir bireyin düşünceler, duygular, arzular ve niyetler gibi zihinsel durumlar açısından davranışı anlama yeteneğidir.
Örneğin bir ebeveyn, çocuğunun kızgın olduğu için ağladığını, korktuğu için kendisine sarıldığını anlayabilir. Davranışın arkasındaki duygu ve niyeti görebilir. Bu yansıtıcı yetenek, benlik gelişimi için temeldir.
Yapay Zeka Bunu Yapabiliyor mu?
Yapay zeka, bizim kim olduğumuza dair verileri işler ve bunları bize yansıtır. Farkında olmadığımız bilgileri bile öğrenebilir.
Her etkileşim bir veri üretir:
- Hangi konular ilgimizi çekiyor
- Nasıl iletişim kuruyoruz
- Nasıl duygusal tepkiler veriyoruz
Bu bilgiler psikolojik profil oluşturmak, hedeflenmiş içerik sunmak ve davranış tahmininde bulunmak için kullanılıyor.
Örnekler: Spotify Dinleyici Kişiliği, ChatGPT “Draw Me” veya “Roast Me” akımları.
Aynalama İşlevi: Yapay zeka bizi “aynalıyor” ama bu aynalama gerçek mi?
ChatGPT her zaman anlayışlıdır, hiçbir zaman yargılamaz, 7/24 ulaşılabilirdir ve sürekli onaylar ve destekler. Oysa gerçek hayat böyle değildir: Hayal kırıklıkları yaşarız, sınırlarla karşılaşırız, eleştiri alırız.
Benlik, sınırlar, erteleme ve hayal kırıklıklarıyla olgunlaşır. Kohut’un dediği gibi, “Optimal Hayal Kırıklığı” bu olgunlaşmanın temel taşlarından biridir.
ChatGPT ile kurulan ilişki, narsisistik kırılganlığın gelişmesine, gerçek ilişkilerden kopmaya ve dış dünyanın gerçekliğinden uzaklaşmaya yol açabiliyor.
Benlik İşlevlerimizi Yapay Zekaya Devretmek
Yapay zeka destekleyici bir araç olabilir. İçgörü geliştirmemize, duygularımızı düzenlememize, problem çözmemize yardımcı olabilir. Peki tüm bu süreçleri yapay zekaya devredersek ne olur ?
Benlik işlevlerimiz körelir, özgüvenimiz zayıflar ve kendi kapasitemize ve potansiyelimize olan inancımızı kaybederiz.
Chong ve arkadaşlarının (2022) bununla ilgili dikkat çekici bir çalışması var. Katılımcılardan satranç oynarken ya kendi hamlelerini ya da yapay zekanın önerdiği hamleleri seçmeleri istenmiş. Katılımcıların seçtikleri hamle yapay zekanın önerdiği hamle olsa dahi,oyunu kaybettiklerinde, yapay zekayı değil kendilerini suçlamışlar ve daha düşük özgüven göstermişler. Yapay zekanın hatasını bile kendi hataları gibi içselleştirmişler.
Etik ve Varoluşsal Tehditler
“Bunu ben mi yaptım, yoksa ChatGPT mi?” sorusu artık gündelik hayatımızın parçası. Chat GPT’ye yaptırdığımız her işte özgünlük ve sahiplik algısı bulanıklaşıyor. Yapay zeka yaratıcılıkta destekleyici olsa da “sahte yaratım” riski taşıyor.
Gabbiadini ve arkadaşlarının (2023) araştırması yapay zekanın yarattığı tehdit algısını gözler önüne seriyor. Çalışmada bir gruba ChatGPT tarafından hazırlanmış “Amerika’nın keşfi” konulu bir metin gösterildi, kontrol grubuna ise aynı konuda bir gazeteci tarafından yazılmış makale verildi. Katılımcılar metni okuduktan sonra duygularını değerlendirdiler. ChatGPT tarafından oluşturulmuş metni okuyan katılımcılar daha yüksek negatif duygular (öfke, korku, kaygı) bildirdi. Bu negatif duygular, yapay zeka teknolojisinin hem gerçekçi hem de sembolik bir tehdit oluşturduğu algısını güçlendirdi.
Yapay zekanın çok büyük veri setlerini kullanabilmesi, hızlı ve kapsamlı işler hazırlayabilmesi insanlara sınırlılıklarını hatırlatarak iç dünyalarında varoluşsal bir tehdit oluşturabiliyor. Dış dünyada da iş kaybı gibi somut bir tehdit söz konusu hale geliyor.
Peki Ne Yapmalı?
Elbette bu yazıyla söylemek istediğim “yapay zeka kullanmayın” gibi bir şey değil. Ancak tüm işlerimizi yapay zekaya devrediyorsak, yapay zekayla ilişkimiz gerçek ilişkilerimizin yerini alıyorsa ve bizi dış gerçeklikten koparıyorsa, kendimize ve diğerlerine yabancılaşıyorsak, biraz durup anlamaya çalışmalıyız.
Algoritmanın amacı kullanıcı deneyimini geliştirmek, memnuniyeti ve kullanım sıklığını artırmak. Peki bizim amacımız ne?
İşte bazı öneriler:
Sınır koyun. Her problemi ona sormak yerine kendi çözümlerinizi geliştirmeye çalışın.
Gerçek ilişkileri koruyun. Yapay zeka size onaylama ve empati sunabilir ama gerçek bir insan ilişkisinin derinliğini karşılayamaz.
Hayal kırıklıklarına ve engellenmelere katlanmanın yollarını keşfedin. Benlik, sınırlar ve hayal kırıklıklarıyla olgunlaşır. Ego gücümüzü artıran sürekli onaylanmak ve doyurulmak değil, engellenmelerle karşı karşıya gelmek ve baş etmek.
Benlik işlevlerinizi kullanın. İçgörü, duygu düzenleme, problem çözme, karar verme… İnsanlar olarak bu işlevleri yerine getirme ve geliştirme konusunda muazzam bir potansiyelimiz var. Bu işlevleri tamamen yapay zekaya devretmek yerine potansiyelimize yaslanmak çok daha iyi bir fikir.

Görsel: Kaan Illustration
Kaynaklar
Bauer, M., et al. (2025). Cognitive impacts of AI delegation. Journal of Cognitive Psychology.
Chong, L., Zhang, G., Goucher-Lambert, K., Kotovsky, K., & Cagan, J. (2022). Human confidence in artificial intelligence and in themselves: The evolution and impact of confidence on adoption of AI advice. Computers in Human Behavior, 127, 107018.
Currie, G., et al. (2025). Emotional self-awareness and AI interaction. Emotion Review.
Fonagy, P., Gergely, G., Jurist, E., & Target, M. (2002). Affect regulation, mentalization, and the development of the self. New York: Other Press.
Gabbiadini, A., Dimitri, O., Baldissarri, C., & Manfredi, A. (2023). Does ChatGPT pose a threat to human identity? Behaviour & Information Technology.
Houghton, D., et al. (2020). Belonging needs and human-AI interaction. Cyberpsychology.
Koivisto, J., et al. (2016). Openness to experience in AI contexts. Personality and Individual Differences.
Robert, L., et al. (2020). Personality traits and AI engagement. International Journal of Human-Computer Studies.
Sackett, A., et al. (2024). AI as supportive tool for self-functions. Clinical Psychology Review.
Bir yanıt yazın