21 Şubat Dünya Anadil Günü- Göç, anadil ve terapi üzerine düşünceler

Yeni bir dili konuşmak, yeni bir dünyaya girmek gibidir. Göç gönüllü de olsa zorunlu da, dil isteyerek de öğrenilmiş olsa mecburen de, o dilin kelimeleri kişinin deneyimini tam olarak taşıyamayabilir. Her ne kadar göç aracılığıyla yeni bir dil öğrenmek kazanım gibi görünse de bazı kayıpları da birlikte getirir.

Bugün Dünya Anadil Günü

Bu konuyu düşününce aklıma ilk olarak mültecilerle çalışmalarım geliyor. Yeni bir ülkenin dilinde kendini ifade etmek zorunda kalanlar ya da üçüncü bir kişinin sesi aracılığıyla konuşanlar…

İki türlü deneyim de çeşitli kayıplar içeriyor.

İnsanların ülke sınırlarını aştığı bir çağda ve kendi topraklarında anadilleri baskılananlar için bu kayıplar devam ediyor ve bu sebeple anadil üzerine konuşmaya devam etmek gerekiyor.

Dil sadece kelimeler değil

Araştırmacılar uzun süredir şunu söylüyor: anadil yalnızca bir iletişim aracı değil. Kimliğin inşa edildiği zemin, duyguların ilk kodlandığı alan, dünyanın nasıl anlaşılacağını belirleyen çerçeve sunar.

Bu sebeple anadilinden uzaklaşmak, ya da onu hiç kullanamamak, yalnızca bir iletişim kanalını kaybetmek değildir. Belirli bir düşünme ve hissetme biçimini yitirmek anlamına da gelir. Çocukluk deneyimleri, temel ilişkisel örüntüler, erken anılar hep o ilk dilde, anadilde kodlanır. Ve o dile erişim kapandığında, o anılara giden yolun bir kısmı da kapanmış olur.

Araştırmalar tutarlı bir şekilde gösteriyor ki anadilde anlatılan deneyimler daha ayrıntılı, daha yoğun ve duygusal olarak daha organizedir. İkinci dildeki anlatımlar ise aynı deneyimin daha kısa, daha sönük bir versiyonu gibidir.

Tabu kelimeler ana dilde daha fazla kaygı uyandırır. Ölüm, travma, kayıp gibi konular ana dilde çok daha derin ve yüklü deneyimlenir. Bu sebeple bazen insanlar deneyimlerini hafifletmek için ikinci bir dile sığınabilirler. İkinci dil bu yüklü malzemelerle duygusal bir mesafe yaratır.

Göç başlı başına bir kayıp deneyimi iken; ayrıca dil aracılığıyla da bazı kayıpları içerir.

Anadili konuşmak bireyin kendini ve kimliğini daha bütünlüklü ifade etmesine olanak tanır. Anadille kurduğumuz derin bağ yalnızca bir rahatlık sağlamaz; aynı zamanda açıklık, kültürel derinlik ve kimliğin otantik bir ifadesini sunar. Göç deneyiminde yeni bir dil böylesi bir ifade ve temas aracının kaybını ifade eder.

Bazen birey yeni dili edindiğinde kendisi için bir “uyum sağlayıcı benlik” inşa eder. Yeni dilde, yeni kültürde, yeni hayatta var olmak için geliştirilen ikinci bir kendilik gibi işlev görür. Bu benlik işlevsel, uyumlu, bazen de gerekli. Ama ana dile bağlı özgün benlikle tam olarak örtüşmeyebilir. Bu durum başlangıçta bir bölme (splitting) gibi hissedilse de zamanla birey daha entegre bir deneyime yol alabilir.

Terapide anadil

Terapi odasında da anadil kendine özgü bir yer tutar. Danışanın kendisini ana dilde ifade etmesi daha güçlü duygusal çağrışımlar içerir. Çocukluk deneyimleriyle daha doğrudan bağlantılıdır. Daha yoğun ve temel psikolojik içerikleri ortaya çıkarabilir özellikle cinsellik, saldırganlık ve güvenlik gibi temalarda.

Kişi, korkularını, erken deneyimleri, annenin sesini, ilk kayıplarını ana dilinde yaşar. Dolayısıyla yeni bir dil bu deneyimlere tam anlamıyla ulaşamaz ve bu deneyimleri tam olarak taşıyamaz.

Terapi sürecinin ana dilden başka bir dilde yürütülmesi savunma mekanizmalarını kolaylıkla harekete geçirir. Çalışma temalarını daraltabilir, paylaşımları yüzeyselleştirebilir, terapötik ilişkide duygusal bir mesafe yaratabilir. Kaygıyı hafifletir, ama aynı zamanda o kaygıya dair anlayışımızı da sınırlandırabilir. Bunlar bir anlamda terapideki kayıplara işaret eder.

Yine de bu durum, danışanın yeni bir ülkede yaşadığı kayıpların ve zorlukların seans odasında yeniden canlanmasını ve çalışılmasını da mümkün kılar.

Diğer bir yol: tercümanla çalışmak

Seanslarda tercümanların varlığı yalnızca iletişimi kolaylaştırmakla ilgili değildir; aynı zamanda kültürel kimliği korumakla ilgilidir.

Alanda bugün tam da bu sebeple “tercüman” yerine “kültürel arabulucu” (cultural mediator) kavramından söz ediyoruz. Sadece kelimeyi çevirmek yetmez, kültürü de taşımak gerekir. Bir sözcüğün duygusal ağırlığını, bir suskunluğun anlamını, bir anlatının hangi kültürel kodla yüklendiğini bilmek gerekir. Bu terapi süreci için çok değerli olsa da mesele tam olarak burada çözülmüyor.

Terapi temelde iki kişi arasındaki ilişkide gerçekleşir. Aktarım, karşı-aktarım, sesin tonu, sessizlikler, bir cümleyi bitirmemek… Bunların hepsi iki insanın arasında, doğrudan yaşanır. Tercüman bu alana girdiğinde ilişki dönüşür. Artık danışanın söylediği terapiste doğrudan ulaşmaz. Bir başkasının sesinden, kulağından, zihninden geçerek gelir.

Tercüman, danışanın söylediğini duyar. Onu işler. Kendi içinden geçirir. Belki hafifçe yeniden çerçeveler, belki duygu yüklü bir ifadeyi daha nötr bir karşılıkla sunar, belki sesini düşürür. Bu çoğunlukla bilinçli bir çarpıtma değil, insan zihninin kaçınılmaz bir süzgecidir. Ama yine de bir şeyler orada, o geçişte kalır.

Üçlü ilişki, terapötik alanın dokusunu da değiştirir. Danışan bazen tercümana bakarak konuşur, bazen terapiste. Kim onu duyuyor? Kim onu görüyor? Kime güveniyor, kime anlatıyor? Bu sorular çoğunlukla dile gelmeden seansın içinde gezinir. Bu durum terapötik ilişkiyi karmaşık bir zemine taşır.

Kayıpları kabul etmek ve yine de köprü kurmak

Göçle çalışmak; kaybın üstüne, başka birçok kaybın bindiğini görmek demek. Memleket, aile, arkadaşlar, statü, güvenlik, anadil. Ve seans odasındaki kayıplar…

Elbette bu koşullarda çalışmak mümkündür ve değerlidir. Bir nevi göç deneyiminin ve bu deneyimden doğan kayıpların seans odasına gelmesidir. Önemli olan eksiklikleri ve kayıpları fark edebilmek ve kabul edebilmek.

Danışanların anlatabildiklerini duyabilmek ve anlatamadıklarının da orada olduğunu bilmek.

Kaynaklar

Katsavdakis, K. A., Sayed, M., Bram, A., & Brand Bartlett, A. How was this story told in the mother tongue? An integrative perspective.

Souto, K. The language of identity: Embracing our mother tongues.

Plazas, M. F. The role of mother tongue in therapy for limited English proficiency individuals: Sense of self, emotional expression and the therapy relationship.

Bir yanıt yazın

Klinik Psikolog Meltem Kurutaş sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin