Pek çok insan strese tepki olarak bedensel şikayetler yaşayabilir ya da stresin bazı insanlarda hastalıklara yol açtığı gözlemlenebilir. Bazen yapılan tıbbi tetkikler bu hastalıkların fizyolojik bir nedenini ortaya koymaz ya da uygulanan tedaviler beklenen iyileşmeyi sağlamaz. Gerilim tipi baş ağrıları, irritabl bağırsak sendromları, cilt döküntüleri ya da kronik ağrılarda tıbbi müdahalelere rağmen iyileşme gözlemlenmeyebilir ya da zaman alabilir. Bu tür şikayetleri olan kişiler kimi zaman son çare olarak doktorları tarafından psikolojik değerlendirme sürecine yönlendirilebilir ve hastalar psikolojik danışmanlık sürecine başvurabilirler.
Elbette, bedensel şikayetler söz konusu olduğunda öncelikle bir doktora danışılması ve altta yatan fiziksel nedenlerin araştırılması gerekir. Ancak tıbbi bir sebep bulunamazsa, bu belirtilerin psikolojik izi sürülebilir. Hissedilemeyen duyguların ya da dile getirilemeyen yaşantıların bilinçdışı bir şekilde fiziksel semptomlara dönüşmesi mümkündür. Örneğin, şiddetli bir baş ağrısı bazen bir öğrencinin sınava girmesini engelleyebilir. Bu durumda, baş ağrısı bedensel bir belirti gibi görünse de aslında sınavla ilgili derin bir kaygının dışa vurumu olabilir. Sınavda başarısız olma korkusu, ailesinin beklentilerini karşılayamama endişesi ya da gelecekle ilgili belirsizlikler, bu baş ağrısının altında yatan duygusal sebepler olabilir. Bu şekilde beden, bedensel şikayet öğrencinin sınava girmesini engelleyerek onu yoğun kaygıdan korumaya çalışır. Yani semptom, bir tür savunma mekanizması gibi işlev görür (1).
Somatizasyon nedir?
Somatizasyon, herhangi bir organik hastalık bulunmaksızın ortaya çıkan bedensel semptomlar olarak tanımlanabilir. Başka bir deyişle, duygusal ve psiko-sosyal sıkıntıların fiziksel belirtiler yoluyla ifade edilmesi olarak düşünülebilir (2). Aslında tüm duygusal durumlar bedende çeşitli belirtiler ile kendini gösterebilir: kaygılı hissedilen anlarda kalp atışlarının hızlanması ya da terleme, utanınca yüzün kızarması gibi bedensel tepkiler yaygın olarak görülür. Ancak somatizasyonda duygusal durumlar psikolojik yönlerinden ziyade ağırlıklı olarak fiziksel yönleriyle deneyimlenir. Üstelik duygusal ve psikolojik deneyim arasındaki bağlantıyı kurmak her zaman kolay olmayabilir (3).
Somatizasyon travma, depresyon, somatik bozukluk ve konversiyon gibi klinik durumlarla sınırlı değildir; klinik olmayan bağlamlarda da sıklıkla görülür (4). Klinik bir tanısı olmasa bile birçok kişi organik bir nedenden bağımsız olarak bedensel şikayetler yaşayabilir.
Beden-zihin ilişkisi
Modern tıbbın ve psikolojinin en büyük eleştirilerinden biri, bedeni ve zihni birbirinden ayrı olarak ele almasıdır. Oysa fiziksel rahatsızlıklar psikolojik etkileriyle, psikolojik rahatsızlıklar da fiziksel etkileriyle birlikte görülür. Aydınlanma döneminin yanılsamalarından biri “Her şey kafanda bitiyor” düşüncesidir. Zihin ve beden kendiliğin bir parçasıdır ve entegredir. Zihin bedeni kontrol eden bağımsız bir denetleyici değildir. Beden ve zihin arasındaki ayrımlar, zihnin bedeni kontrol ettiği varsayımları, Aydınlanma döneminde insanın doğa, diğer canlılar ve kendi bedeni üzerinde doğal egemenliği olduğuna dair kibirli bir varsayım doğurmuştur (5). Ancak bugün biliyoruz ki bedeni ruh sağlığından, ruh sağlığını da bedenden ayrı düşünmek mümkün değildir.
Bedenden zihne giden yol
Freud, “ego her şeyden önce bir beden egosudur.” der. Beden deneyimi, benlik duygularının geliştiği bir çekirdek olarak görülmektedir (3). Bir bebek, dünyayı ilk zamanlarda bedeni aracılığıyla deneyimler; ihtiyaçlarını ve sıkıntılarını bedeni aracılığıyla ifade eder. Bakımveren, bebeğin ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra, onun bedensel deneyimlerine ve duygularına sözcükler vererek anlam kazandırır. Böylece, başlangıçta sadece bedensel olarak hissedilen sıkıntılar, zamanla sembolik düzeyde ifade edilebilir hale gelir. Öfke, korku gibi duyguların, açlık ya da uykusuzluk gibi ihtiyaçların adı konur. Erken dönemdeki bakımveren-çocuk ilişkisindeki bu dinamik zihinselleştirme becerisinin temelini oluşturur ve bedenden zihne giden bağlantı yolları kurulur.
Kişinin iç dünyasını anlamlandırma ve ifade etme becerisi zihinselleştirme olarak adlandırılır (6). Fonagy ve Luyten’e (2016) göre, zihinselleştirmenin sağlıklı gelişimi, çocuğun duygusal durumunun yetişkinler tarafından özenli, ilgili ve tehdit edici olmayan bir biçimde anlaşılmasına ve ifade edilmesine bağlıdır. Çocuğun duygularının bakımvereni tarafından aynalanması, zihinsel temsillerin oluşumunu destekler (6). Somatizasyon ise zihinselleştirmenin yetersiz kaldığı durumlarda devreye girer (7).
Pierre Marty’e göre, yoğun duygusal uyarımlar ve çatışmalar karşısında kişi iki temel yol izleyebilir: düşünce yolu (zihinselleştirme) ve motor yol (davranışlar) (7). Zihinselleştirme, kişinin duygusal deneyimlerini düşünceler, düşlemler ve rüyalar aracılığıyla işlemesini ve regüle etmesini içerir. Bu süreçte, hoş ya da hoş olmayan duygulanımların da eşlik ettiği zengin bir iç dünya vardır. Motor yol olan davranışlar ise duyguların ve çatışmaların hızlı boşalımlarını sağlar. Sanatsal faaliyetler, spor faaliyetleri ya da daha uyumsuz davranışsal bir yol olan saldırgan eylemler örnek verilebilir. Eğer kişi duygularını ve çatışmalarını zihinselleştirme yoluyla işleyemezse ya da davranışlara dökerek dışa vuramazsa, o zaman son çare olarak bedensel ifadeye, yani somatizasyona yönelir. (7).
Örneğin bir kişi iş yerinde haksızlığa uğradığında öfke hissedebilir. Eğer bu duygusunu kabul edip, zihinselleştirme yoluyla anlamlandırarak ve uygun ifade yolları arayarak duygusunun boşalımını sağlayabilir. Başka bir kişi patronuna bağırarak ya da etrafındaki cisimleri fırlatarak davranışa döker ve hızlı bir duygusal boşalım yaşayabilir. Ancak bu iki yol da mümkün değilse öfke bedensel belirtiler aracılığıyla ifade bulabilir; mide problemleri, diş sıkma, kas gerginliği veya kronik baş ağrıları gibi somatik belirtiler ortaya çıkabilir. Somatizasyonda kişi, duygularını kelimeler, rüyalar, düşlemler veya davranışlar aracılığıyla değil, doğrudan bedeni üzerinden ifade eder.
Kültürün Rolü
Bizim de içinde bulunduğumuz daha geleneksel ve kolektivist kültürlerde, duygusal sıkıntılar genellikle sözel ifadelerle değil, beden aracılığıyla dile getirilir. Psikolojik semptomların toplum tarafından damgalanması ve bedensel şikayetlerin aile, arkadaşlar ve doktorlar tarafından daha fazla ilgi, şefkat ve bakımla karşılaşması sebebiyle bedenselleştirme eğilimleri görülebilir. Ancak bu durum, kişilerin duygusal deneyimlerini anlamlandırmasını ve ifade etmesini zorlaştırabilir, üstelik bedensel şikayetler oldukça acı verici olabilir (8). Yine de böyle bir kültürel bağlamda kişilerin bedensel deneyimlerini patolojik ya da uyumsuz bir ifade biçimi olarak değerlendirmek haksızlık olur ve uzmanları yanıltabilir (1). Hem somatizasyon hem de diğer psikolojik durumlar söz konusu olduğunda, kültürel bağlamlar göz ardı edilmemeli; bu tür deneyimler, kültürün rolüyle birlikte değerlendirilmeye çalışılmalıdır.

Görsel: Egon Schiele
Kaynaklar
- McWilliams, N. (2011). Psychoanalytic diagnosis: Understanding personality structure in the clinical process. Guilford Press.
- Kellner, R. (1986). The treatment of somatization. In Illness behavior: A multidisciplinary Model (pp. 397-400). Boston, MA: Springer US.
- Rodin, G. M. (1991). Somatization: A perspective from self psychology. Journal of the American Academy of Psychoanalysis, 19(3), 367-384.
- Slavney, P. R., & Teitelbaum, M. L. (1985). Patients with medically unexplained symptoms: DSM-III diagnoses and demographic characteristics. General Hospital Psychiatry, 7(1), 21-25.
- Meissner, W. W. (2006). Psychoanalysis and the mind–body relation: Psychosomatic perspectives. Bulletin of the Menninger Clinic, 70(4), 295-315.
- Fonagy, P., & Bateman, A. W. (2016). Adversity, attachment, and mentalizing. Comprehensive psychiatry, 64, 59-66.
- Usobiaga, I. (2008). Konuşarak tedavi edilebilir mi? Çev. Özge Türk, Psikanaliz Buluşmaları, 3, 55- 67.
- Rao, D., Young, M., & Raguram, R. (2007). Culture, somatization, and psychological distress: symptom presentation in South Indian patients from a public psychiatric hospital. Psychopathology, 40(5), 349-355.
Bir yanıt yazın